Mehmet BİLGİN - Karadeniz Dünyası

Tartışma 'Kitap' içinde başlatan eren61, 25 Haz 2014.

  1. eren61

    eren61 Ünlü Üye

    [​IMG]

    Karadeniz Dünyası
    Mehmet Bilgin, Ötüken Neşriyat

    Kitabın Adı: Karadeniz Dünyası

    Toplulukların birbirine karışması ile ortaya çıkan yeni uyum hali, yeni toplum ve yeni değerler oluştursa da, tarihsel bir olgu olan Karadeniz Dünyası’nın ulusları, farklı renkler taşımasına rağmen ortak yapı taşlarına sahiptir. Gerçeklerin yok sayılıp, çarpıtılmasıyla inşa edilmiş açıklamaların yerine; Karadeniz Dünyası’nın tarihsel gerçeklerinden hareket ederek, günümüzde Karadeniz coğrafyasındaki halklara ve devletlere dostluk içerenbir zemin sunabiliriz.

    İçindekiler

    Kısaltmalar

    1 Giriş

    2 Karadeniz Dünyası

    3 Sürmene Şehrinin Kurulduğu Yerler

    4 Trabzon Basın Tarihine Katkı

    5 Giresun Bölgesinde Türkmen Beylikleri ve İskan Hareketleri

    6 1810 Yılında Rusların Trabzon’u İşgal Girişimi ve Sargana Burnu Çıkartması

    7 Trabzon Bölgesinin Fetih Aşamaları ve Torul’un Fethi

    8 Of’ta Derebeylik Düzeni ve Tarihsel Temelleri

    9 Arşiv Belgeleri Işığında Trabzon-Köprübaşı İlçesinde Bulunan Halveti Tekkesi

    10 Dizin
     
  2. eren61

    eren61 Ünlü Üye

    GİRİŞ
    Tarih boyunca toplulukların en çok karışıp kaynaştığı bölge, Karadeniz Dünyası olarak tanımladığımız bölgedir. Tarihi süreçte, toplulukların bir birine karışması ile ortaya çıkan yeni uyum hali, tatlı suyla tuzlu suyun birbirine karışması gibi değildir. İki farklı toplumun karışıp kaynaşmasından oluşan yeni toplumda, yeni değerler oluşur. Fakat bu değerler, öngörülemez, matematiksel olarak hesaplanamaz, aynen tekrarlanması da mümkün değildir. Kafkas Dağları’nın birbiriyle irtibatsız, derin vadilerinde karışıp, kaynaşma imkansız olduğu için, burada yüzden fazla dil ve bu dilleri konuşan topluluklar ayrı,ayrı kalabilmiştir. Oysa Karadeniz’in kuzeyinde uzanan ovalar, tarih boyunca çok sayıda kitlesel göçe ve sürekli kitlesel karışmalara sahne olmuştur. Hakim gücün, son üç yüzyıla kadar Orta Asya kökenli Türk halkları olmasına rağmen, son birkaç yüzyılda, Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırda yaşayanlar, önce Ortodoks - Hıristiyanlık, sonra da Slavlık potalarında, üst üste iki defa eritilmiş, modernizmin sağladığı diğer imkanlarla da adeta yeniden inşa edilmiştir.Doğu Avrupa, Balkanlar ve Anadolu için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bu gün farklı renklerle karşımıza çıkan topluluklar ve milletler, daha çok dinin ve modernizmin icat ettiği potaların ürünüdür. Sosyal bilimler, toplumlardaki karışımı anlamaya ve açıklamaya çalışırken çoğu kez mevcut değerlerden hareket eder ama mevcut değerler ip uçları içerse de, önceki varlıkları ve değerleri tam olarak açıklayamaz. Böyle bir açıklama için sosyal bilimler yelpazesinde yer alan ve çoğu son yüzyılda tanımlanmış diğer bilimlerin disiplinlerinin devreye girmesi gerekir.Karadeniz Dünyası olarak tanımladığımız coğrafi alanda, bütün bu karışım ve kaynaşmalara rağmen, en eskisinden en yenisine kadar toplumların içinde mevcut birçok unsuru, hala tanıma ve tanımlayabilmemiz mümkündür. Bunu insan unsurunun karakteristiğinin, topluluklarının karakteristiğine yansıması ile açıklayabiliriz. Konumuz çerçevesinde bu olguyu, kendini ve ötekini tanıma ve tanımlama güdüsü olarak adlandırabiliriz. Ad verme, tanıma ve tanımlamanın en belirgin ve bilinen tezahürüdür. Ayrıca ad vermenin, sadece insan ve insan topluluklarına yönelik değil, çevreyi teşkil eden, ot, hayvan, yerleşim, dağ, göl, ırmak, yıldız gibi uzak ve yakın, çevrede bulunan her çeşit objeye yönelik olduğunu belirtmemiz gerekir.Şahısların ya da toplulukların adları, şahıs ya da topluluklardan çok daha uzun ömürlü olmuştur. Bu durum her zaman kayıtların uzun ömürlü olması ile açıklanamaz. Adlar, yeni şahıslara ya da topluluklara verilerek yaşadığı gibi, yer, su, dağ gibi çevre unsurların adlarına da esin kaynağı olarak, yeni zamanlara intikal edebilmiştir. İçinde yaşadığımız Karadeniz Dünyası’nı coğrafi olarak tanımlamanın kolaylığını, aynı dünyayı tarihsel olarak tanımlayabilmemiz için söyleyemeyiz. Burada söz konusu olan zorluklardan bir tanesi, yüzyıllar içinde katmanlaşan toplumsal karışımlarda katalizatör olan dini ve siyasi yapılarının bizlerde oluşturduğu ön yargı ve ön kabullerdir. Tortulardan müteşekkil, bu kalın kabuğu çatlatmanın yolunu ya da Karadeniz Dünyası’nı tarihsel olarak tanımlamanın ip uclarını, yerel tarih çalışmaları yaparken yakaladık. Yerel bilgiyi elde etme, yararlanma, yerel tarih çalışmalarını zenginleştirmenin ötesinde, geneli de anlamaya anahtar ve tanımlamaya yardımcı oldu.
     
  3. eren61

    eren61 Ünlü Üye

    Yerelde bu gün bile mevcut olan olgulardan hareket etmek; Karadeniz’e bakışta, yaygın ama yaygın olduğu ölçüde de yanlış olan bir görüşün yerine, hem yerel, hem de genel anlamda tarih çalışmalarına yön verecek bütüncül bir tarih anlayışını şekillendirdi. Kitabın oluşma serüveni, aynı zamanda bölge tarihine yeni bir yaklaşımın geliştirilmesinin de serüvenidir. Ele alınan konular çoğu zaman makro bir bütünlük içinde, ama mikro seviyede açıklanmaya ve bölge tarihine ait birçok konu, olay ya da bilginin, bütünlük içindeki yerine sağlam bir şekilde yerleştirilmesine çalışıldı. Kitaba koyduğumuz yerel tarih çalışmalarını, Karadeniz Dünyası’nın varlığını bilmenin yarattığı bir düşünce atmosferinde yaptık. Olaylar ya da konuları kendi ontolojik varlığı içinde anlamaya ve her gerçeği kendi zamanının kuralları ile açıklamaya çalıştık. Bir şeyi red etmek ya da olmayan bir şeyi var saymak için hiç bir gerçeği çarpıtmadık, yok saymadık. Karadeniz Dünyası, 25 senelik bir çalışmanın ürünü. Böyle bir süreçte elde edilen bilgiler, bu bilgilere dayanarak zaman içinde ortaya çıkan ve gelişen bakış açısı, olgunlaşarak yerine oturan fikirler, kitaba adını veren Karadeniz Dünyası adlı çalışmada özetlenmeye çalışıldı. Bu 25 yıl hem, yaşamsal anlamda, hem de düşünsel anlamda gerçek bir mücadele süreci oldu. Bu 25 yılda duvara sağlam bir taş koyma kaygısı, günlük, gelip geçici konularından uzakta kalarak, her türlü meşakkate katlanma gücünü beslemiştir. Kitaptaki yerel tarih çalışmaları, konulara, olaylara ya da objelere ait oldukları bütünün bir parçası olarak anlam kazandırma çabası olarak görülmeli. “Sürmene Şehrinin Kurulduğu Yerler” adlı çalışma, kitapta yer alan en eski çalışma. İlk defa 1-3 Haziran 1988 tarihinde, Samsun’da Ondokuzmayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen 2.Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi’ne (1.Uluslararası) bildiri olarak sunulmuştu. Trabzon’a bağlı tarihi kazaların merkezleri, Sürmene örneğinde olduğu gibi zaman içinde değişmiştir. Bu değişimler, dönem dönem ele alınıp incelenmiş ve bölgenin tarihi topografyasına önemli katkılar sağlanmıştır. Yazı, kitap kapsamında yeniden ele alınırken, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde, son yıllarda tasnif edilip araştırmacının hizmetine sunulan belgeler arasında yer alan ve kaza merkezinin son defa değişmesi sırasında yaşanan olaylara ait belgeler gözden geçirilerek yazıya bu konu ile ilgili eklemeler yapılmıştır.1994 yılında, Mütefferrika dergisinde yayınlanan “Trabzon Basın Tarihine Katkı” başlıklı yazı, aslında Trabzon’da basın mefhumu ortaya çıktığı günden beri basını besleyen Trabzon’un düşünce hayatına da bir katkıdır. Bu yönüyle baktığımız zaman, 20.yy başlarında Trabzon yerelinde düşünce hayatının zenginliğinin, bugünle kıyaslanmayacak ölçüde olduğu anlaşılacaktır. Yazıda sadece Trabzon’daki matbuat hayatına değil, 20. yüzyılın başından itibaren Karadeniz’in kuzeyinde etkili olan, Marksist düşünce ya da bu düşüncenin Rus versiyonu olan Bolşevikliğin, Karadeniz’in güneyinde bir liman kenti olan Trabzon’daki yansımasına, karşı kıyıdan Anadolu’ya uzanan Bolşevikliğin, Anadolu’daki ilk sahifelerine de ışık tuttuk.“Giresun Bölgesinde Türkmen Beylikleri ve İskân Hareketleri” adlı yazı 24-25 Mayıs 1996 tarihinde, Giresun Belediyesi tarafından düzenlenen Giresun Tarihi Sempozyumu’nda bildiri olarak sunuldu. Doğu Karadeniz Bölgesinde tarihsel olarak var olmuş; ama tarihçilerimiz tarafından hala daha tanımlanmamış siyasi ve idari yapılar mevcuttur. Tanımlanmamış bu siyasi ve idari yapıların milattan önceki ve sonraki asırlarda da var olduğu düşüncesindeyiz. Yazı incelendiği zaman görüleceği gibi, var olmuş bu yapılardan biri de Trabzon’a komşu ve Kürtün Merkezli bir Çepni Beyliğidir.“Rusların 1810 Yılında Trabzon’u İşgal Girişimi ve Sarganaburnu Çıkartması”, başlıklı çalışma, 3-5 Mayıs 2001 tarihinde, Trabzon’da, Trabzon Valiliğinin düzenlediği, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil- Edebiyat Sempozyumu’nda bildiri olarak sunuldu. Ruslar’ın Karadeniz’e indikten sonra inşa ettikleri donanma ile Karadeniz’in güney sahillerindeki İstanbul, Sinop ve Trabzon gibi merkezleri işgal düşüncesiyle gösterdikleri faaliyetler ve olabilirlik ihtimalini yüksek gördükleri Trabzon’u işgal teşebbüsleri, Rus kaynakları ve Başbakanlık Osmanlı Arşivinde mevcut belgeler ışığında ele alındı.“Trabzon Bölgesinin Fetih Aşamaları ve Torul’un Fethi” başlıklı yazıda, Osmanlıların uyguladıkları fetih politikalarını açıklamaya çalıştık. Örneklerimizi daha çok Trabzon Sancağından seçtik. Elde edilen veriler, bugün Gümüşhane ilimizin bir ilçesi olan Torul’un Osmanlılar tarafından fetihinin aşamalarını mikro ölçekte açıklamak için kullanıldı.Kitaptaki “Of’ta Derebeylik Düzeni ve Tarihsel Temelleri” başlıklı yedinci yazı, bir bölgede gelenekselleşmiş toplumsal yapıyı, bütüncül bir tarih görüşü ile, mikro ölçekte tahlil ederek açıklama iddiası taşımaktadır. Bu iddiayla, yerel tarih çalışmalarında, yeni bir aşamanın başlangıç örneği olabilir. Son yazı, “Arşiv Belgeleri Işığında Trabzon - Köprübaşı İlçesinde Bulunan Halveti Tekkesi” başlığını taşıyor. Bu yazı da 25 yıllık bir çalışmanın ürünü. İlk görüşmeleri 1988 yılında yapılmış ve notlar tutulmuştu. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde son yıllarda araştırmaya açılan belgeler arasında tekke ile ilgili belgelerin bulunması ile yazının tamamlanması mümkün olmuştur.Bu şekliyle kitaba bir çok kişinin katkısı söz konusudur. Başta eşim Gülsen ve rahmetli oğlum Tuna’nın emeklerinden bahsetmek istiyorum. Onların sabrı ve güveni olmasa böyle bir işi başaramaz, başlangıçta karar verdiğim uzun vadeli çalışmalardan vazgeçer, kısa vadeli avuntular peşine düşebilirdim. Yaptıkları çevirilerle, beni beslediler. Düzeltmeleri ile yazılarımı okunabilir hale getirdiler.Bu yirmi beş yıllık dönemde, söz ve tutumları ile bana rehber olan, iki insandan bahsetmesem bir eksiklik olacağını düşünüyorum. Bunlardan birisi babamın ilkokul öğretmeni olan Halim Gencoğlu’dur. İlk yerel tarih çalışmam olan Sürmene Tarihi’ni hazırlarken, birlikte harcadığımız mesaide benden kat kat yüksek bir heyecan duyar, Sürmene tarihine dair öğrendiğimiz her kelime, onu sevince boğardı.“ Öleceğimi biliyorum; ama birkaç kelime daha öğrenip ölmenin tadı daha başka” sözünü ondan duydum. Bu sözüyle bana rehber oldu. İkincisi, Almanya’da işci olarak madenlerde çalışırken, madenci hastalığına yakalanan ve uzun süren tedavi sürecinde yakalandığı sıla-ı rahm hastalığı nedeniyle, Alman doktorların tavsiyesi üzerine, halk kütüphanelerinde mevcut Türkiye hakkındaki kitapları okurken, Trabzon hakkındaki kitaplarla karşılaşan ve Trabzon bölgesinin tarihi hakkında uyanan merakını gidermek amacıyla araştırmalarına başlayan İlyas Karagöz’dür. İlyas Karagöz, bu büyük merakı için hayatına yeni bir yön vermiş, tedavisi bittikten sonra memleketi Maçka’nın Yazlık köyünde kendisine bir kütüphane inşa ederek, Trabzon tarihine ait, Osmanlıca, Türkçe, Almanca ve Yunanca literatürdeki tüm kaynakları toplamıştır. Kütüphanesinde 40 yıldan fazla bir süredir bu merakını gidermeye çalışıyor. Kitaplarla haşır neşir olmak, günümüzde bile kolay bir iş değildir. Eğer kitaplarla haşır neşir oluyorsanız, düşünce, tutum ve davranışınız dönemin geçerli algısı ile uyumlu olmaz. Sadece yazdığınız ,söylediğiniz şeylerden değil, yazmayıp söylemediğiniz hatta düşünmediğiniz şeylerden bile mesul tutulursunuz. Dönemler gelip geçtikçe, etrafınızda sadece dost, arkadaş değil insan bile azalır. Yalnız kalırsınız. İlyas Karagöz, 25 yıl önceki ilk sohbetimizde: “Okudukca yakınımdakiler benden uzaklaştı, Uzaktakiler de bana yaklaştı” demişti. Aynı serüveni yaşarken, bu sözler de bana rehber oldu.Bu eserin oluşmasında katkılarını asla göz ardı edemeyeceğim bir çok kişi var. Bunlardan katkısı sınırlı olanları çalışmaların içinde ve ilgili noktalarda belirterek yardımlarına teşekkür ettim. Fakat 25 yıldır birlikte yürüdüğümüz vedaima bana destek olmuş dostlar var. Turan Çakıroğlu, Rasim Ekşi, Erol Cihangir, Necmettin Aydın, Bernt Brendemoen, Michael Meeker, Robert Dankoff, Hayrettin Nuhoğlu, Mithat Kerim Aslan, Ayhan Yüksel, Emin Gürses, Servet Somuncuoğlu, Erol Bilbilik ve Tuncel Acar’ın adını anmasam eksik kalır. Bunların yanı sıra, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Mustafa Budak, Yusuf İhsan Genç, Eyüp Aşık, Mustafa Küçük, Sinan Satar, Muhammet Safi ve Adnan Yıldız’a katkıları için çok teşekkür ederim.Oğlum Tuna’dan sonra ingilizceden tercüme işini genç bir öğrenci grubu devraldı; Alper Yahyagil, Onur Özcan, Selçuk Altuğ, Busen Dostgül, Zeynep Kutsal, Umut Şah, Berk Efe Altınal, Gizem Güray, Ayça Bülbül, Anılcan Yıldırım, Melike Ekmekci, Gamze Batman, Andre Mikov, Yağız Özören, Cenker Şimşek, Fransızcalar için Filiz Akay, Rusca tercümeler için Atakişi Kasımov, Yunanca tercümeler için İbrahim Kelağa Ahmet, Özgür Rençberler ve Ferhan Kırlıdökme Mollaoğlu’na teşekkür etmek istiyorum. Onlar olmasaydı bu kadar geniş bir literatürden yararlanma imkanım olmayacaktı.Kenan Kaya ve Süleyman Alkan’ın kitapta yer alan ve arşivlediğim fotograflar için harcadığı zaman ve emeğin kitabın oluşmasında ayrı bir yeri olduğunu vurgulamam gerekir. Haşim Karpuz, Sabri Koz, İ. Gündağ Kayaoğlu, Veysel Usta, Hikmet Öksüz, İbrahim Tellioğlu, Murat Yüksel, Murat Keçiş, Hasan Ergün, Atilla Bölükbaşı, Mustafa Büyük, Ülkü Önal, Fatih Sultan Kar, İshak Güvelioğlu, Hanefi Kayan, Orhan Levent Kazancıoğlu da paylaşımcılıkları ile hep bana yardımcı oldukları için bu kitaba katkıları var. Okuyucunun bu kitabın birçok kişinin emeğinin ürünü olduğunu bilmesi, ismini buraya koyduklarım kadar koyamadıklarım adına beni mutlu eder.

    Kaynak : karalahana.com
     

Bu Sayfayı Paylaş