Kırmızı Şimşekler, Asla Ölmeyecekler!

Tartışma 'Samsun' içinde başlatan Gülcan, 8 Nis 2011.

  1. Gülcan

    Gülcan Yönetici Yönetim Ekibi

    Takvimler 20 Ocak 1989’u gösteriyordu ve o kapkara günde ben, on yaşımdaydım. Kapkara yazmamın sebebi yalnızca mecazi manada değil.

    Çünkü, o kış günü hava gerçekten de kapkara idi. Şehir, siyah bulutların ablukası altındaydı adeta... Biz, Samsunlular gündelik işlerimizle uğraşıyorduk. Ve belki de çoğumuz, şehrimizin takımı Samsunspor’un Malatyaspor deplasmanı için o sabah yola çıktığından bihaberdik. Okuldan yeni dönmüştüm. Halen dün gibi hatırlarım. Eve geldiğimde, annem, “Samsunspor otobüsünün Havza yakınlarında trafik kazası geçirdiğini” söylemişti; ölenler varmış... Çocuk yüreğim tarifsiz bir kedere bulanmıştı. Televizyonumuz vardı; ama neden olduğunu hatırlayamadığım bir sebepten dolayı radyonun haberlerini dinliyorduk. Bayan sunucunun sözlerini büyük bir sükut içinde dinledik: “Malatya deplasmanı için yola çıkan Samsunspor kafilesi Havza ilçesi yakınlarında trafik kazası geçirdi. Kazada, otobüs şoförü Asım Özkan, teknik direktör Nuri Asan, futbolculardan Muzaffer Badalıoğlu ve Mete Adanır hayatlarını kaybetti. Yaralı futbolcular Samsun Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındılar.”

    Mete, Tanju’dan sonra yeni golcümüzdü. Ne kadar doğru bilmiyorum; ama herkes Kıbrıslı ve ayrıca Rauf Denktaş’ın yeğeni olduğunu söylerdi. Şehir için çok önemli bir isimdi; çünkü Samsunspor, Galatasaray’ı tarihinde ilk defa onun attığı golle yenmişti. Muzaffer, takımın tecrübelilerindendi. Savunmada oynardı. Tatlı-sert bir stili vardı. Hiç unutmam, (şu an ismini vermeyeceğim) kazanın ertesi günü bir gazetenin “kasap öldü!” diye bir başlık attığı söylentisi yayıldı. O başlığı bizzat görmediğim için kesin bir şey söylemem mümkün değil. Yugoslav bir futbolcumuz vardı; Tomiç. Uzun müddet komada kalmıştı. Adamcağızın otuz sekiz kiloya düştüğünü yazmıştı gazeteler. Halen sayıyı çok net olarak hatırlıyorum. Hatta eşi günlerce hastanede başında beklemiş ve nihayetinde Tomiç hayata gözlerini yummuştu. Fatih’in kaburgalarının kırıldığını, Kasım’ın dalağının ameliyatla alındığını konuşmuştuk günlerce... Takım kaptanı Emin felç olmuş ve belden aşağısını kullanamaz hale gelmişti. Bugün bile bütün maçlara kendisine ait özel arabasıyla gelir. Yüksel’in de futbol hayatı bitmişti. Kaleci Şanver ise yaralı kurtulduğu kazanın ardından Altay formasıyla milli takıma kadar yükseldi. Futbolculardan Nasır o kazadan kurtulmuş; ancak birkaç sene sonra bir başka trafik kazasına kurban gitmişti.

    Kaza ile ilgili bir de teyp kaseti çıkarıldı o dönemde. Şarkılar, marşlar falan vardı. Ama en fazla zihnimde kalan Mete’nin Galatasaray’a attığı golün radyodaki anlatımı idi. Kırmızı ve beyaz olan kulüp renkleri arasına bir de siyah eklenmişti. O sezonu şampiyon olarak bitiren Fenerbahçe, yüz üç gol atarak bir rekor kırmıştı ve takımının yüzüncü golünü atan Turhan, kendisine hediye edilen otomobili Samsunspor’a vermişti. Ertesi sene takım yeniden kuruldu; ama küme düştü. Bir sene sonra tekrar çıktı. Aradan yıllar geçti; fakat pek çok Samsunlunun hafızasında o kara güne ait bazı hatıralar kaldı muhakkak. Devlet Hastanesi’nin önünde toplanan acılı kalabalıktan bugün de aramızda olanlar vardır kuşkusuz...

    Halbuki çok değil daha iki sezon evvel şehir böylesi bir hüznü hayal bile edemezdi. Çünkü kırmızı şimşekler unutulmaz bir kadro kurmuş ve şampiyonluğun en büyük namzetleri arasına girmişti. Kaleci Fatih’li, Kel Zafer’li, Yuvanovski’li, Rıfat’lı, Savaş’lı, Tanju’lu, Orhan’lı kadro...Takım ikinci ligden çıktığı ilk sezon olan 1985-86’da ligi üçüncü bitirmişti. Ertesi sezon da aynı sırayı almıştı. Kadrodaki parçalanmaya rağmen bir sonraki sezon ise dördüncü olunmuştu. Ama büyüklerin küçükleri yeme projeleri o zamanlar da mevcuttu. Nitekim o dönemde Mustafa Denizli’nin çalıştırdığı A Milli Takım’ın kampına giden Savaş, bir daha şehre dönmemiş ve Tanju ile birlikte Galatasaray’ın yolunu tutmuştu. Orhan ve Rıfat da ayrılınca takımın iskeleti bozulmuştu. Bozulan yalnızca iskelet değil, başkan Menteşoğlu’nun işleri de olunca takım parlak günlerinden uzaklaşmaya başlamıştı... Ancak bir Eskişehir bir Mersin gibi olmadan, üç-dört sene içinde inip-çıkan ve nihayetinde toparlanan Kırmızı Şimşekler, 1993-94 sezonundan bu yana 1. Lig’in en renkli takımlarından birisi olmayı sürdürüyor. Şimdi şehir takımdan yeni başarılar bekliyor; geçmişi yâd ederek... Hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilemek içindi biraz da bu yazı. Dua niyetine...

    20.01.2005 / MEHMET YILMAZ
    ZAMAN – SPORVİZYON
     

Bu Sayfayı Paylaş