Bolu El Sanatları ve Zanaatları

Tartışma 'Bolu' içinde başlatan Gülcan, 27 Tem 2009.

  1. Gülcan

    Gülcan Yönetici Yönetim Ekibi

    El Sanatları ve Zanaatları

    [​IMG]
    Halkın duygu, düşünce ve hayallerini kendi ihtiyaçlarına öncelik vererek gerçekleştirmek için çaba harcaması, bu çabayı birtakım malzemeler kullanarak ortaya koyması sonucunda ortaya çıkan ürünler, halk sanatları, geleneksel sanatlar, el sanatları vb. terimler çerçevesinde ifade edilmiştir.

    Bireyin kendi emeğiyle başlattığı, sonraları toplumca benimsenip ortak bir çalışmanın kaynağı hâline gelen halk sanatları el sanatları, ev sanatları ve çarşı sanatları olarak üç ana kolda araştırılmaktadır. Bu üç kolda ağırlık genellikle kadınlarda olduğu için “kadın sanatları” olarak da nitelendirilen bu sanat ürünlerini Türkiye’nin her köşesinde görebiliriz. Ancak bazı merkezlerin bu yaratıcılığa dayanan işlerinde önemli bir fark görülür. Söz gelimi, Antep işleri, Bursa, Konya, Alaşehir oyaları, Sivas çorapları, Tokat yazmaları, Mardin iğne dantelleri, Beypazarı gümüş işleri, Trabzon altın bilezikleri, Buldan dokumaları, Konya kaşıkları ünlerini yıllardan beri sürdüren güzel eserlerdir.
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]



    El sanatları kendi içinde de farklı işlere göre kümelenirler. Bunları şöyle gösterebiliriz:

    1- Biçki-dikiş işleri: Her yörede köylülerin geleneksel giysileri, kullanılan dokuma çeşitleri.
    2- Dokuma işleri: İnce ve kalın olarak ikiye ayrılan bu işlerin ana malzemesi bitkisel ve hayvansal kökenlidir.
    3- Nakış işleri: Süslenmesi gereken giysilerle kullanılan eşyanın malzemesine göre ele alınması ve motiflerle bezenmesi.
    4- Örme işleri: Dokumalar gibi ince ve kalın örgüler malzemenin türüne göre, kullanılan araçlara göre ayrılırlar.
    5- Toprak işleri: Testi, kiremit, çömlek, tuğla vb.
    6- Tahta işleri: Marangozluk, dülgerlik, araba yapımı, oyma işleri.
    7- Demir işleri: Nal, çivi ve diğer inşaat malzemesi.
    8- Deri işleri: Kunduracılık, yemenicilik, saraçlık.
    9- İnşaat işleri: Duvarcılık, minare yapımı, harç kuyu kazma vb.

    Bunlardan başka birkaç dalı ilgilendiren boya işleri ile büküm işleri de sayılabilir.


    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Bütün bu işlerde ortaya çıkan ortak özellikler, el sanatlarının önemini ve anlamını daha iyi vurgular. Bu ortak özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

    1- Geleneksellik ağır basar;
    2- Yaratıcı olma özelliğini gösterir;
    3- Millî sanat zevkini atadan-oğula nineden-kıza aktarır;
    4- Toplum hayatında ve ortak düşüncede karşılıklı iletişimi kolayca sağlar;
    5- Aile içinde sanat zevkini, estetik yaratmaları destekler;
    6- Ailenin giderlerinde önemli tasarruf sağlar;
    7- Moral gücünü ayakta tutar ve ruhî hayatı yansıtır;
    8- Ailenin sosyal, ekonomik ve eğitim durumunun gelişmesine yardım eder.




    Halı ve Halıcılık


    [​IMG]


    Yeryüzünün çeşitli bölgelerinde ilkel el dokumalarından başlayarak çok emek ve üstün teknik isteyen dokumaların yapıldığını müzelerde ve hatta günümüzde bu geleneği sürdüren yerleşim merkezlerinde görüyoruz. Halı, bu dokuma işleri ve eserleri arasında en üst teknik ve yaratma yeteneği isteyen bir sanat eseridir.

    [​IMG]


    Avrupalı Türkologlar tarafından kelimenin Türkçe kökenine bağlanması, bu tür bir eserin ilk kez Türkler tarafından ortaya konduğunu kanıtlamaktadır. Halının oluşturu1masında kullanılan sadece iki tür düğüm tekniği vardır: Türk veya İran düğümü. Bunların hangisinin kültür tarihi açısından eski olduğunun belirlenmesi dünya kültürüne, o milletin katkısını da kanıtlayacak nitelikte olduğundan, bu konudaki tartışmalar yıllarca sürmüştür. Sonunda, Rus arkeoloğu Rudenko, Altay dağlarının Pazırık bölgesindeki beşinci kurganda yaklaşık 1,90 x 2 m boyutlarında bir halıyı gün ışığına kavuşturup incelemelere sununca, bundaki düğümlerin Türk düğümü olduğunu, dolayısıyla M.Ö. V. veya III. yüzyıla ait bu Türk düğümlü halıdan daha eski bir İran halısı mevcut olmadığı için, Türklerin halı gibi önemli bir eseri, kültür tarihine İranlılardan önce kazandırdığı kanıtlanmıştır. Pazırık halısı olarak bütün dünyada tanınan bu halıdaki düğüm tekniği, sanat tarihçilerinin Türk halılarına olan ilgisini de arttırmıştır.

    Türkiye’deki el dokuması halıların ana maddesini oluşturan yün, hayvancılığın gelişmiş olduğu bölgelerde bol olarak elde edilir. Halının çözgü ve atkısında kullanılan yün ipliklerin, halıda çabuk solmaması için doğal kök boyalar ile işlem görmesi ve sağlamlığı, halının ömrünün uzamasını sağlamıştır. Her santimetre karede atılan düğüm sayısının fazla olması da, halının ömrünü uzatan başka bir noktadır. Yüzlerce yıldan beri aksatılmadan sürdürülen bu gelenekler dolayısıyla Türkiye’deki el dokuması halıların değeri anlaşılmıştır.

    [​IMG]


    Halıları dokuyanlar, folklorumuzun diğer önemli ürünlerinde olduğu gibi, unutulmuşlar ve anonim bir kimlik içinde yitip gitmişlerdir. Hiçbir halının ustasının adı belli değildir. Çevresini, doğayı, duygu ve hayallerini ilmek ilmek, ipliklere dolayan o genç kızların, kadınların adları, sanları asla bilinmez. Bilinen sadece yöresinin adıdır: Isparta, Ladik, Gördes, Döşemealtı, Hereke, Sivas, Yağcıbedir, Bünyan, Milas, Konya, Demirci veya Türkiye dışında Kırgız, Kazak, Isfahan, Horasan, Buhara, Teke-Türkmen vb... Bazı halılar ise ana motiflerine göre adlandırılmışlardır. Armalı Uşak halısı, Çubuklu halı, Ejderli halı, Yıldızlı Uşak halısı, Konya hayvan halısı, Şimşekli halı, Mihraplı halı, Yılanlı halı, Minyatürlü halı, Nakışlı halı, Kuşlu halı vb...

    Bazen de tarihi dönemlere göre ad verilen halı grupları vardır. Bunlar arasında da, Beyşehir Selçuklu halıları, Hun halısı, Konya Selçuklu halıları, Memlük halıları, Osmanlı saray halıları, Pazırık halısı, Selçuklu halıları, Uygur halıları vb...

    Türkiye’de dokunan halılarda adları geçenler, ustaların adları olmasa da, işlenen motif ve süsler yaygın olarak tanınmıştır. Söz gelimi, baklava dilimi, karnı yarık, eli belinde, gonca gül, tespih, vazo, kurt ağzı, kılıç, kartal, çifte yay, bulut, fincan, el ve daha yüzlerce çiçek, ot ve hayvan, genç kızlarımızın hayalindeki sembol renk ve çizgileriyle halının ilmeklerinde can bulur.

    [​IMG]


    Halı tezgahının karmaşık yapısının yanında kullanılan araç ve gereçlerin çokluğu ve çeşitliliği de önemlidir. Bütün işlemlerde kullanılan araç-gerecin sadece adlarını verirsek bu dokuma dalının neden önemli olduğu daha iyi anlaşılır: ağırşak, çıkrık, çile, taban (yastık), dişlik, yün tarağı, eğirmeç, gergi, gobal, çubuk çırpı, tokmak (köstek), ılğıdır, kirmen, kolçak, öreke, örgüç, yumak vb...

    Halıyı gün geçtikçe ve kullandıkça güzelleştiren o renk zenginliğini sağlayan kök boyalar apayrı bir emekle hazırlanır. Hangi bitkiden ne tür bir renk elde edileceğinin bilinmesi, Anadolu’daki halıcılık geleneğinin en önemli sırlarındandır. Bilinen bazı bitkiler ve bunlardan elde edilen doğal renkler şunlardır:

    [​IMG]


    Kuru kayısı yaprağı: açık et rengi verir. Ceviz’in dalı, kabuğu veya kökü yeşili az kahverengi verir, ama taze ceviz kabuğu yeşilin daha koyu olmasını sağlar. Soğan kabuğu ile açık kahverengi, meşe yaprağıyla kızıla çalan kahverengi, gelincik çiçeği ile hafif pembe, karamuk çalısının kökünden leylak rengi, kök yavşandan sarı, külle karıştırılıp bekletilmişinden ise yeşilimsi kahverengi, yabani nane (yarpuz)den saman sarısı, üzüm zamanı mavi çiçek açan serkeleden kahverengi, sütleğenden koyu et rengi, cehri denilen kısa boylu ağacın ufacık meyvesinden koyu sarı, eynikten kaynama süresine bağlı olarak açık mavi, koyu mavi veya siyah renkler elde edilir.






    Oyalar


    [​IMG]

    Geleneksel Türk el sanatlarının renkli ve zengin örneklerinin belki en küçük, ama en anlaml
    ı[​IMG]

    sının “oya” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Anadolu kadınının ve genç kızının duygu, düşünce ve hayal dünyasının bütün kıvrımlarını, yaratıcılığını, zekasını, el ve göz zevkinin yüce noktalara ulaşmasını sadece oyalarda bulmaktayız. Yüzlerce yıllık bir geleneği ısrarla, inatla günümüzde de sürdüren genç kızlarımızın el emeği -göz nuru dökerek ortaya çıkardığı oyalar, estetik bir yaratma sonunda oluşturulan birer sanat eseri olduğu kadar, aynı zamanda, yapıldıkları yörenin doğasını, iklimini, ürünlerini, bitkilerinin özelliklerini, o yörede kullanılan araçgereci ve hatta aile içinde veya dışındaki sosyal hayatı kanıtlayan eserlerdir. Aynı motifin farklı bölgelerde değişik adlarla tanınması, yöredeki egemen duyguyu, inancı ve düşünceyi de ortaya koyması bakımından ilginçtir. Söz gelimi, Artvin’de “subay sırması” adı verilen oyanın Konya’daki adı “yılan kemiği”, Balıkesir’deki adı ise “tren yolu”dur.

    [​IMG] [​IMG]

    Daha çok işleme tekniği, kullanılan araç-gereç ve malzemeler oya türlerinin belirlenmesinde ayrımcı bir rol oynarlar. Bunlar; iğne, tığ, firkete, mekik, boncuk oyaları ile yün, koza, mum ve dokuma oyalarıyla birlikte dikişli, kumaş ve iplik artığı oyalar biçiminde ana gruplar içinde toplanırlar.

    Gelinlik çağına girmeden her genç kızın küçük yaşlardan başlayarak oyalı tülbentler örtüler, yemeniler hazırlaması kaçınılmazdır.



    [​IMG]


    Genç kızın yakın çevresindeki çiçekler, hayvanlar, ev içi araçlar, organlarımız, gökyüzü yapılan oyalara ad olarak verilir. Gül
    l[​IMG],

    menekşe, papatya, karanfil, sümbül, çiğdem, küpe çiçeklerinin yanı sıra bir çok sebze ve meyve, evcil hayvanlar bu renkli dünyanın zenginliklerini oluşturur. Bütün bunlar sitilize ve sembolize edilerek ortaya çıkarılır.





    Kaşıkçılık

    [​IMG]
    İnsanoğlunun tarihin bu eski dönemlerinden başlayarak kullandığı kaşık tahtadan, madenden veya kemikten yapılır. Büyük kepçelerle kahve ve sütlü tatlıların kaşıkları sadece madendendir. Anadolu’ya baktığımızda, geleneksel olarak yemek türlerine göre kaşıkların gruplandırıldığı görülür. Çorba, pilâv, hoşaf, yemek, tatlı, sütlü tatlı, kahve, kavurma, dağıtma (servis) kaşıklarından başka hiç kullanılmayan süs kaşıkları, kaşık kullanımının ne kadar yaygın ve zengin olduğunu ortaya koyar. Bu kaşık türlerinin her bir grubu, kendi geleneksel özellikleriyle belirgindir. Yumurtanın uzunlamasına ikiye bölünmüş gibi olan çorba kaşığı, asla hoşaf için kullanılmaz. Hoşaf kaşığı tam bir daire biçiminde olup, bir kürenin ikiye bölünmüş görüntüsündedir. Sapları çorbanınki gibi geniş olmayıp, yuvarlak ve incedir. Genellikle sap ve ağız bölümleri ayrı malzemeden yapılır. Kavurma kaşıklarının çukurluğu az, ama sapı uzuncadır. Yemek kaşıklarının derinliği çorba ve pilâv kaşıklarından daha azdır. Tatlı kaşıklarının malzemesi, ağız kısımlarında şimşir veya kemiktir. Sapları ise fildişi, mercan, sedef gibi değerli malzemeden yapılır.

    Türkiye’de kaşıklarla ilgili olarak çok zengin ve yaygın bir gelenek yaşamıştır ve günümüzde de, sanayinin ağır basmasına rağmen bu gelenek ve etrafında oluşan folklor malzemesi yaşatılmaktadır. Zamanında Konya’da, Kütahya’da, Akseki’de, Geyve’de, Gediz’de, Tokat’ta, Kastamonu’da çok rağbet gören kaşıkçılık sanatı, gün geçtikçe eski ustalarını kaybetmekte ve yeni yaratıcılara artık kavuşamamaktadır.






    Tespihçilik

    [​IMG]
    Tesbih, Müslümanlıkta Allah’ın güzel adlarını (esma-i hüsna) özellikle namazlarda çekerek söylemek amacıyla kullanılan bir araçtır. Çeşitli ağaç veya taşlardan yapılan ortası delik tanelerin bir dizi hâlinde ipliğe dizilmesinden oluşan bu ibadet aracını İslâmiyetten önce Budizm’de, Brahmanizm’de ve Hristiyanlık’ta da görüyoruz.

    Genellikle otuz üç parçadan oluşan tespih, namaz sonlarında otuz üçer kez “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber” denilmesi dolayısıyla, kolaylık açısından doksan dokuzluk tespihlerin de yaygınlığı bilinmektedir.

    Türk el sanatlarının önemli bir dalı olan tespihçilik, giderek sanayi etkisinde kalmış ve yüzyıllarca süren bu el sanatı hemen hemen yok olmaya yüz tutmuştur.

    Tanelerin hepsinin aynı yuvarlaklıkta ve aynı ölçüde olması, bu sanatta yaratıcının yeteneğini ve sanat gücünü gösterir. Tanelerin işlendiği küçük el tornası ağaçtan yapılır ve tespihi yapan bu aracı da kendi istediği biçimde ve büyüklükte imal eder.

    Tanelerin yapılacağı ağaç, ince çubuklar halinde kesildikten sonra büyücek zar biçiminde parçalara bölünür. Bölünen parçaların ortaları metal bir mil ile çok ince olarak ve tam ortadan delinir. El ile kalıba takılıp rende ile keskin kenarları törpülenir ve istenilen yuvarlak tane elde edilene kadar hafif hafif yontulur. Hepsinin aynı boyutlarda olduğu ölçüldükten sonra sıra cilâlamağa gelir. Bu iş için gerekli olan ve Erzurum toprağı denilen yumuşak bir taş hafifçe rendelenerek toz haline getirilir. Bu taşın kaliteli zeytinyağı ile karıştırılmasıyla ve azıcık gliserin eklenmesiyle elde edilen sıvı, tanelere bir bez aracılığıyla sürülür ve iyice yedirilir. İster taş, ister tahta taneler olsun, hepsi kısa bir işlemden sonra pırıl pırıl parıldar.
    Tesbihlerde bulunan diğer parçalar on bir veya otuz üç adetten sonra konulan duraklar, en başta bulunan imame ve tepelikler de ayrı bir yetenekle ortaya çıkarılır. İmamenin ucundan püskül sarkıtılır.


    kaynak:Bolu il kültür ve turizm müdürlüğü


     

Bu Sayfayı Paylaş