Moryağmur ile Karadenizi Keşfetmeye Başla. |
|
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi |
|
#1
|
||||
|
||||
|
Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…
Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…
7/9/2009 Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… (*) 2 Ağustos 1967 günü güneş deniz başlarını yakmaya başlamış, martılar faroza gelen ilk balıkçı teknelerini çığlık çığlığa karşılamışlardı çoktan. Yeni bir çocuk doğmuştu o sabah, günlerce süren yoğun tartışmaların ardından. İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor'un birleşmesi ile doğan bu çocuğa, Trabzonspor adını vermişlerdi. Hızla büyüyen bu çocuk emeklemeden delikanlılık çağına geldiğinde, futbol sahalarında gövde gösterisine çıkması artık kaçınılmazdı. Ama bir sorun vardır, giyeceği elbisenin rengine karar verilmediği için… Birleşmeleri onca tartışmaya neden olan Güç ve Ocak rekabetinin, dikilecek elbisenin renginde yaşanmaması için, bu takımların kullandıkları renk dışında bir renk belirlenmesi gerekiyordu. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da alevli tartışmalar yaşanmadı değil tabi ki. Bugün olduğu gibi takım üzerinde taraftarın etkisinin fazlaca görüldüğü bir ortamda, kısa sürede sorunu çözmekten başka alternatif kalmamıştı. Sonunda Trabzon ve Karadeniz'in sembolü olan Hamsi üzerinde duruldu. Hamsinin gümüş mavisi rengi ve gözlerinin bordosu dikkate alındı. Böylece şehirde bir süredir devam eden renk kavgası sona ermişti ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklere kavuşmuş oldu. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… 1975-76 sezonunda takımın başında teknik sorumlu olarak Şükrü Ersoy’u görürüz. O yıl birinci yarıyı lider bitiren takımın ismini okuduğumuzda, en ezeli rakibimize rastlıyoruz. Fenerbahçe… Sezon ortasında değiştirme geleneğimizin bu yıllara dayandığını görüyoruz, devre arasında teknik sorumlu olarak Ahmet Suat Özyazıcı’nın getirilmesiyle. Galip gelene iki puan verildiği o sezon, Fenerbahçe dört puan öndeydi. Haftalar, aradaki puan farkını kapatmış ve Fenerhabçeyle Trabzon’da dönüm noktası sayılabilecek bir maça çıkılıyordu. Tribünlerde iğne atsanız yere düşmez. Rüzgar önce hastane tarafındaki kale arkasında bulunan bayrakları dalgalandırdı. Ardından rakip takımın ağlarını… Atak üstüne atak geliştiren Trabzon’un bıçkın delikanlıları, aradığı golü bulur ve Fenerbahçeyi 1-0 yenerek liderlik koltuğuna oturur. Artık rüzgar iyiden iyiye esmeye başlamıştı, Karadeniz’den İstanbul’a doğru. Sezon sonuna gelindiğinde ise, şampiyonluk kupasının ışıltısı bütün Anadolu’yu aydınlatıyordu, bizim uşakların ellerinde… Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… 1977 yılında onuncu yılını kutlayan delikanlı, Ankara’da Ankaragücü karşısına çıkar. Bu maçı yönetecek hakem listesinin başındaki isimde ise şöyle yazar. Doğan Babacan... O gün verdiği kararlarla futbolcuları çileden çıkaran Babacan’a ilk tepki, deli fişek Faroz delikanlısından gelir. Ali Kemal gol atıyor vermiyor… Faule maruz kalıyor vermiyor… Atağa kalkıyor, ofsayt ile kesiyor. Artık dayanacak gücü kalmayan Ali Kemal’in Karadeniz dalgaları gibi köpürüp gelen öfkesi, ayakkabılarını orta sahada çıkarıp, oturma eylemi yaparak gösterir kendisini. Hakemin Ali Kemal’in yanına gidip, “kalk yoksa atarım seni” demesi bile gözü kara bıçkın delikanlının kararını değiştirmez ve tarihi cevabı verir. “Atarsan at”. Bu tepki üzerine, Ahmet Suat hoca girer sahaya ve Ali Kemal’i yatıştırır. Olaydan sonra Ali Kemal’le ilk karşılaşmasında itirafta bulunur Doğan Babacan; “Yan hakemler beni yanılttı” Tıpkı bugünlerde olduğu gibi... Ali Kemal bu; ne zaman ne yapacağı belli olmayan deli fişek faroz delikanlısıydı çünkü. Liverpool’lu Callahan’a çalım attıktan sonra tıkımı motive etmek amacıyla, bugün kim horon oynayabilir ki! Faroz’da balık yapıp, ardından maça çıkan faroz delikanlıları yine aynı süratle futbolu faroz kesmesi gibi oynadıktan sonra, mangaldaki balıkların başına dönüp kutlamaya kaldıkları yerden devam etmelerindeki bu doğallığın, kardeşliğin, dostluğun başarının anahtarını olduğunu acaba biliyorlar mıydı? Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… Avrupa Birliğine girdik, girmedik tartışmaları süre dursun, onurlu bir şekilde ülkemizi Avrupa’nın yeşil sahalarında temsil eden bir grup insan var ki, bunlar sırtlarına geçirdikleri bordo-mavi forma ile ülkeye gurur yaşatmaktan başka hiç birşey düşünmezlerdi. Cemil’le Liverpool, Tuncay’la İnter, Hamdi’yle Barcelona, Hami’yle Lyon ve Orhan’la Astom Villa dize gelirken, Avrupa’da başarısı olmayan ve bugün göğüslerine taktıkları yıldızlarla övünenlerin bile ayakta alkışladığı, Anadolu’da ki takımlara pasaport almayı öğreten bir Trabzonspor. Avrupa’da herkes gol atar ama, yerlinin yerlisi Füzeci Hami gibi, jenerik golünü kimse atamaz, gıptayla anlatırdı spikerler ciğerleri parçalanırcasına bağırarak… Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… Ahmet Suat Özyazıcı-Özkan Sümer arasındaki bayrak yarışıyla kazanılan başarıların ardından, 80’li yılların başında yaşanan değişim rüzgarları Kuzeyin delikanlısını da etkiler ve teknik sorumlu olarak bırakın şehir sınırlarını, ülke sınırlarını da aşarak ikinci kapımız sayılan Almanya’dan Sunderman gelir, son dermanmış gibi lanse edilerek. Ama son derman, yeşermekte olan umutları daha çimlenmeden karartırken, gelecekte yaşanacak kara günlerinde habercisi gibiydi. Yerli teknik direktörden vazgeçenler, elbette ki yerli futbolcunun yerine de göz dikmişlerdi. Moda olanı yapmak adet olmuştu artık. Fakat modanın estirdiği rüzgar, hiçbir zaman istenen elbiseyi dikememişti kuzeyin oğluna. Ya küçük geldi koltuk altlarından sökülerek, yada büyük geldi 2-3 maç sonra üzerinden düşerek… Hatalar zincirine eklenen her halka, umut diye sunulsa da, karanlık günler efsaneyi iyice dibe vurdurur ligde kümede kalma savaşı vermesiyle. Ve her karanlığın ardından güneş açacağını en iyi bilen kuzeyliler, her yeni sezona “Bu yıl şampiyonuz” parolasıyla girerek, yüreklerinin tek aşkına nağmeler yakmayı da asla eksik etmezler. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… Başarı beraberinde bir takım sorunları da getirmiştir. Artık korkulan, rakip karşısında bacakları titreyen, Trabzon’da ki maçları oynamadan mağlup kabul eden istanbul’un üç kız kardeşi, bir şekilde bunu önlemeliydiler. Bunun da tek yolu, Fatih Sultan Mehmet’le yıkılan Bizans entrikalarını, sahaflardan, yedi kule zindanlarında bulup yeniden uygulamaktı. Hakemleri, federasyonu ve medyayı etkin bir şekilde kullanarak, Trabzonspor üzerinde her yıl yeni oyunlar sahneye koymaya başlarlar. Her transfer döneminde yıldız futbolcularımızı İstanbul’a pazarlayan medya, başarıya spor sayfalarında yer vermezken, küçük bir olumsuz tabloyu ballandıra ballandıra anlatıp, moral bozmayı da asla ihmal etmez. Ellerinin tersiyle milyon dolarları itenlerin bu gururlu davranışı karşısında ezilenler, hakemlerle saha sonuçlarını kendi lehlerine çevirmeyi düstur edinmişlerdir. Bunun neticesinde de “Senin gücün, karanlığı yırtacaktır” sloganıyla 20 bin kişinin yer aldığı hiçte azımsanamayacak taraftar topluluğu ile bütün bu haksızlığa karşı demokratik eylem yapılmıştır. Amaçları iki gazete fazla satmak olan yazılı basın ile, iki reklam daha fazla izletip hesap cüzdanlarındaki sıfırları çoğaltmak olan görsel medya elbette ki Trabzonspor’un bu onurlu duruşunu kendine yediremez ve sadece küçük başlıklarla geçiştirir. Ama bizim bu onurlu duruşumuz onların arşivinde yeteri kadar yer bulmasa da yıllar sonra bile olsa hazırlanacak Türkiye Tarihinde yer bulacağı kaçınılmazdır. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… Beş yıla bir yıldız! Onların üç yıldızına bizim bir yıldızımız bedeldir. Nihat Genç’in söylediği gibi, “1967’den şampiyon olduğumuz yıla kadar her yıl, otobüsle iki gün süren, iki gün de dönüşü süren deplasmanlar... Bandırma, Balıkesir, Düzce, Adana Demirspor deplasmanlarında, yollarında Trabzonspor’un futbol aşkıyla, parasız, yoksul, tertemiz bu çocukların Anadolu yollarında çektikleri, hangi imkansız, inanılmaz, şartlarda futbol oynadıkları bugün bile dile getirilemez. İkinci Lig’de uzun yılar kalmamızın sebebi bu uzun yollardır, o günlerin otobüsleri Ankara-Trabzon arasını dahi iki günde, üstelik gece konaklaması yapılarak gidiliyordu. Lige geldiğinizde dahi, üç kızkardeşler, Sarıyer, Bakırköy, İstanbulspor her yede, 13-14 maçı İstanbul sınırlarını hiç çıkmadan yapıyordu. Aldıkları şampiyonluklarla övünenler, bu şampiyonlukları Yeşildirek, Karagümrük, Kasımpaşa gibi onlarca İstanbul mahalle takımını yenerek kazandıklarını dile getirmezler. Tramvay, dolmuş, şehir hatları vapuru ile alınan şampiyonluklarla övünenlere, kapaktır aslında bizim; iki gün yol gidip iki günde geriye dönüp ve hiç dinlenmeden bir gün idman yapıp, ardından müsabakaya çıkarak kazanılan şampiyonluklarımız…” Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… 1983-1984 yılları ise kimimiz için şehrin son horonu, kimimiz içinse mazide kalan son şampiyonluk. Ama asla unutulmaz o büyük gün. 12 yaşındaydım ve elimdeki küçük plastik topla mahalle bakkalının kapısında, radyodaki maça pür dikkat kesilmiştik, ben ve arkadaşlarım. Duvardaki saatli maarif takvimin sayfası 1 Nisan 1984’ü gösteriyordu. Spikerin tabiriyle, ayaklarına gelen şampiyonluğu kaçırmak istemeyen Fenerbahçeli taraftarlar, bütün stadı doldurmuştu. Her zaman olduğu gibi, Trabzonspor taraftarı yine yalnız bırakmamıştı takımını, ellerindeki bordo-mavi bayraklarla. Fenerbahçe için, bir bakıma “tamam” veya “devam” maçıydı. Bu atmosferde sahaya çıkılmıştı… Tribünlerden gelen uğultu, radyonun hoparlöründen bizlere kadar ulaşıyordu. Maç bütün hızıyla devam ediyor, top bir o kalede bir bizim kalede geziniyordu. Bizim kalemize her gelişinde ise benim çocuk yüreğim güvercin misali göğüs kafesimi yarıp, dışarıyı, özgürlüğe uçmak istiyordu heyecandan. Dakikalar maçın sonlarına yaklaşmıştı. Artık maç ömrünü tamamladı tamamlayacak derken, seksendokuzuncu dakikada Turgay’ın ortasına o nefis kafayı vuran Dobi Hasan ile, değil Kadıköy’ü bütün yandaşlarını susturuyorduk… Bu sonuç şampiyonluk için büyük bir avantaj sağlamıştı bize. Ardından o zamanki adıyla Türkiye Kupasının ilk ayağında Beşiktaş’ı, ardından da ligde tek rakibimiz olarak kalan Galatasaray’ı Avni Akerin çimlerine gömerek şampiyonluğu garantiliyor, son maç olan Karagümrük maçı beklenmeye başlanıyordu, bütün stad bayram yeri gibi süslenerek. Tabiî ki buradan çıkacak sonuç çokta önemli değildi. Çünkü şampiyonluk kupası altıncı ve hepimizin hatırladığı gibi son kez müzemizdeki yerini almış, bununla da yetinmemiş kupa finalinde Beşiktaş’ı İzmir’de 2-0’la geçerek sezonu çifte kupayla tamamlamıştık. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… Necati Cumali belki de; Trabzonspor’un almış olduğu bu şampiyonlukların altında yatan en önemli etkeni, Trabzon’u ve Trabzon insanını tanımlarken anlatıyordu bizlere; “Önü, huyunu suyunu hep bildiğimiz, günü gününe uymaz, sert Karadeniz… Trabzon’lu, çatık kaşlı, şakasız ana ile babanın elinde büyüyor. Ekmeğini kazanabilmek için, eline ayağına çabuk, çalışkan olmak, aklının bütün gücünü ayaklandırmak zorunda. Trabzon oyun havalarının kıvraklığı, canlılığı bu yaşam serüveninin sonucu. O havaların sevinç taşıması bu yüzden. Doğayı yenen insanın sevinci…” İşte; Yalnız Bu Onurlu Duruşun İçin Sevdim Seni… Erkan ERGÜL
__________________
![]() ![]() |
| Sponsored Links |
![]() |
| Etiketler |
| bunun, için, keşke, seni…, sevseydim, yalnız |
| Konuyu Toplam 1 Kullanıcı okuyor. (0 Kayıtlı ve 1 Misafir) |
| Konu Araçları | |
|
|
| Sitede yeni misiniz? | Yardıma mı ihtiyacınız var? |